Once Upon a Time in… Hollywood |Bir Zamanlar… Hollywood’da(2019) – Quentin Tarantino

Once Upon a Time in… Hollywood yani Bir zamanlar… Hollywood’da geniş oyuncu kadrosu ile arzı endam eden bir Quentin Tarantino filmi.

Öncelikle geniş oyuncu kadrosuna değinmek gerek; baş rollerde yakın zamanın bileklerinin hakkıyla iyi oyuncu yaftasını kazanan Leonardo DiCaprio ve Brad Pitt arkalarından genç güzelimiz Margot Robbie ve sırası ile Al Pacino, Mike Moh, Dakota Fanning, Emile Hirsch, Harley Quinn Smith, Kurt Russell, Tim Roth, Zoë Bell, Michael Madsen gibi gibi…

Tarantino için filmlerinin içine serpiştirdiği enteresanlıkların olması doğaldır. Bir tanesi de şu; filmdeki Cadillac “Michael Madsen”a ait. Aynı Cadillac, Tarantino’nun 1992 yılı yapımı filmi olan “Rezervuar Köpekleri”‘nde Madsen tarafından kullanılmış olan Cadillac. Keyifli bir dip not olarak ekleyelim.

Tarantino’nun 9. uzun metraj filmi için çok fazla eleştiri görebilirsiniz. Sanat kavramının yan taraflarından biri bu eleştiriye açıklık, beğenip beğenmeme kişisel bir tercih olunca, karşıt fikirli bir sürü insanın olması da doğal. Öncelikle fanatik Tarantino hayranları beğenmedi çünkü alışıla gelen tarzının dışında bir film. Kan, diyaloglar ve kült sahneler açısından beklentiyi karşılamadı Tarantino. Tabi nereden baktığınızla alakalı olarak haklı olabilirsiniz ama 8 film çekmiş hepsinde yeterince şiddet ve kan var, artık bir derece de olsa olgunluk dönemi filmi olması gerekiyordu bence.

Filmin çıkış noktası 1960’lardaki Charles Manson cinayeti. Hippiler tarafından Ünlü yönetmen Roman Polanski’nin 8 aylık hamile eşinin öldürülmesi olayı. Temeline bu konuyu alıyor almasına ama bunu bilmek gerekiyor zira film buraya sadece gönderme yapıyor.

Bir Zamanlar… Hollywood’da için asıl konu popüler bir dizide oynamış Rick Dalton (Leonardo Dicaprio) isimli aktörün ve onun dublörü olan Cliff Booth (Brad Pitt)’in bir hayat akışı gibi görünüyor.

Rick, kendini televizyondan sinemaya atmak istemekte dublörünü de bu alana götürmeye çalışmaktadır fakat ikisinin de yaşları ilerlemiştir ve Holivud yaşlı oyuncuları pek sevmez.

Once Upon a Time in… Hollywood filminde tam burada Tarantino’ya diğer eleştiri gelir. Holivud içinde ki bu ayak oyunlarına çarpıcı bir eleştiri getirmiyor. Getirmesi gerekiyor mu? Bilmiyorum. Al Pacino gibi bir devi bu sahnelerde izlemek bir keyifken ben bu tarz tartışmaları çok ta umursamıyorum.

Leonardo Dicaprio ve Brad Pitt, yaşı benim gibi 40’ı geçenler için maden oyuncular. Gözümüzün önünde büyüyüp olgunlaşmaları ve büyük oyunculara dönüşmelerini izlemek ayrıca büyük keyif ki bu filmde de rollerinin hakkını fazlası ile verdiklerini düşünüyorum.

Bruce Lee dayak yer mi?

Once Upon a Time in… Hollywood için çok eleştirilen bir Bruce Lee sahnesi var. Bu sahne için şahsi yorumum filmin eğlenceli anlarından biri. Tarantino’nun özellikle bir şey yaptığı kanaatinde değilim. Sonuçta Kill Bill gibi bir film çekmiş adamın Lee’ye hayranlık duymaması imkansız. Muhammet Ali ile ilgili sözlerinden mütevellit bir dublöre Bruce Lee’yi dövdürmesi fazlaca ikonik bir an yaratma gayreti olabilir. Olmasaydı daha mı iyi olurdu, olabilir. Olduğu kötü mü olmuş, kesinlikle hayır.

“Bruce Lee: “Ellerim ölümcül silah olarak kayıtlı. Kavgaya girersek ve seni yanlışlıkla öldürürsem hapse girerim” Cliff Booth: “Kavgada yanlışlıkla kim kimi öldürürse hapse girer. Bunun adı cinayettir”

Saçma sapan bir Roman Polanski eleştirisi de okudum, yok artık dedim. Polanski’nin 13 yaşındaki bir çocukla olan muhabbetini sağır sultan bile duymuştur. Onu aklamaya çalıştığı gibi bir izlenim ben filmden almadım. Neden yapsın? sorusunun da bir karşılığı olduğunu zannetmiyorum.

Neyse filmin içinde kalırsak. 3 saatlik süresi ile hayli uzun olan Once Upon a Time in… Hollywood, bu açığını oyuncu kalitesi ile kapatmış gibi görünüyor. Zamanında Al Pacino ve Robert De Niro’nun birlikte oynadığı Heat filmi içinde bir sürü eleştiri olmuştu. İyi ki çekilmiş de iki devi bir arada izleme, karşılıklı döktürmelerini görme şansına erişme fırsatımız olmuş. Aynı durum Leonardo Dicaprio ve Brad Pitt içinde yıllar sonra söylenecektir.

Tahmin etmek zor olmasa da belirtelim, Tarantino filmlerinde sigara ve alkol gırla gider. Tüm karakterler sigara bağımlısıdır. Aksırsa da tıksırsa da içilir o sigara. Bu filmde de asıl baş rol “red apple” marka sigaradadır. Ama bulmaya çalışmayın zira öyle bir marka yok. Tarantino’nun her filminde olan ama filmleri için uydurduğu bir markadır. Tarantino mizahının bir başka yönü bu sanırım.

Yakın sayılabilecek bir zamanda Tarantino’nun Django Unchained filmini yazmıştım. Kabul etmek gerekir ki o kalibre de veya Pulp Fiction kalibresinde değil ama izlemesi keyifli bir sinema şöleni.

Müzik ve Tarantino ilişkisi

Once Upon a Time in… Hollywood, müzik konusunda da diğer Tarantino filmlerinden aşağı kalmıyor. Müzik açısından hep yaratıcı ve başarılı bulduğum yönetmenin bu filmde de hakkını teslim etmemiz gerekiyor. Daha ne olsun.

7 / 10 not olarak izlenebilir. Büyük bir Tarantino beklentisine girmezsek sinemasal açıdan olsun, oyunculuk açısından olsun, Tarantino’nun kendine has sekans yaratma becerisi açısından olsun – Margot Robbie’yi yürüttüğü sahne – izlemek çok keyifliydi.

Barış, Haziran 2022

Django Unchained | Zincirsiz (2012)

Tarantino işi öylesine basit göstermeyi becerebilen bir yönetmen ki, her şey olağanmış hissinden kurtulamıyorsunuz. Aslında tipik bir intikam hikayesi var işin içinde. Hem de karısını kurtarmak için her şeyi göze alan bir adamın hikayesi. Sanırım Türk filmi olsa mide bulantısı geçirebileceğimiz çok sahne olurdu.

Yönetmen: Quentin Tarantino

Senaryo: Quentin Tarantino

Oyuncular: Jamie Foxx, Christoph Waltz, Leonardo DiCaprio,Kerry Washington, Samuel L. Jackson

IMDb: 8.4

Benden: 8,7

Alman asıllı ödül avcısı Dr. King Schultz, Brittle Kardeşler’i ölü veya diri ele geçirmek ister, sorun bu kişileri tanımamasıdır. Bunları Köle Django tanıyordur ve onunla bir anlaşma yapar, özgürlüğü karşılığında Brittle Kardeşleri teşhis edecektir. Görev tamamdır ama Django’nun hikayesi burada bitmez. Eski kaldığı çiftlikte kalan eşi Broomhilda’yı bulmak ve onu kurtarmak için Schultz ile birlikte avcılığa başlarlar. Yolları “Candyland” çiftliğine ve çiftliğin sahibi Calvin Candie’ye kadar uzanır, Leonardo DiCaprio ve Samuel Jackson’ın muhteşem oyunculukları ile sizleri mest edecekleri anlarda buradan sonra başlar.

Quentin Tarantino’nun tarzını bilenler için pek bir sorun yok, zira yine kanlar havada uçuşucak, sert adamlar etrafta dolanacak, büfeden gazete almak gibi basit bir şekilde insanlar vurulacak…

Tarantino işi öylesine basit göstermeyi becerebilen bir yönetmen ki, her şey olağanmış hissinden kurtulamıyorsunuz. Aslında tipik bir intikam hikayesi var işin içinde. Hem de karısını kurtarmak için her şeyi göze alan bir adamın hikayesi. Sanırım Türk filmi olsa mide bulantısı geçirebileceğimiz çok sahne olurdu.

Benim şaşırdığım nokta, yönetmenin diğer filmlerine nazaran, daha etliye sütlüye dokunur bir tavır takınması oldu. Özellikle kölelik durumunun iğrençliğini hem siyahi insanların olaya bakışı hem de beyazların olaya bakışı ile öyle bir anlatmış ki bu sistemden midemizin bulanması için çok etkili olmuş.

– Zenci at biniyor!
+ Herkes neden bize bakıyor?
– Ata binen bir zenci hiç görmediler de ondan.

Burada yönetmenin bir tarzı var, bunu zaten biliyoruz. Şiddeti çok kullanır, burada da kullanmış, kan, evet burada da mevcut, kendi oyuncuları vardır (örnek Samuel L. Jackson ), muhteşem bir şekilde karşımız çıkıyor.

Bu filmde farklı birkaç nokta var. Tarantino genelde pek iyilik meleği değildir, ters köşe yapmayı çok sever, yapmıyor. Siyaset yapmaz, yapıyor. Ak hikayelerinde biraz acımasızdır, burada daha naif.

Leonardo DiCaprio, için de ayrı bir paragraf açmak lazım. Her geçen yıl büyüyen bir oyunculuk gösteriyor. Babyface çocuk olmadığını daha önce de defalarca kanıtladı ve artık o büyük oyuncuların arasında adı rahatlıkla yazılabilir diye düşünüyorum. Oynadığı her karaktere kendinden öylesine bir ruh katıyor ki, sinemanın bu büyüleyici yanı onunla daha da büyüleyici oluyor.

– Patronun zenci dövüşü gibi kanlı bir spor için fazla acemi görünüyor.
+ Hayır. Bir adamın köpekler tarafından parçalara ayrılmasını görmeye pek alışkın değil ondan.
– Sen alışkın mısın?
+ Ben Amerikalılara ondan daha alışkınım sadece.

Tarantino, DiCaprio üzerinden, bir siyahinin kafatası anatomisi üzerine öylesine ırkçı bir monologu gözümüzün içine sokuyor ki kanınızın donacağı an işte tam burası.

Ve Tarantino, müzik konusunda hep ama hep çok iyi olmuştur. Bizi yine yanıltmıyor.

Barış, Aralık 2019

Göster
Gizle