House of Cards (2013–2018)

House of Cards Afiş

Yaratıcı: Beau Willimon

Oyuncular: Robin Wright, Kevin Spacey, Michael Kelly, Kate Mare

Tür: Dram

Ülke: USA

Benden: 9/10

“Zalimlerin çarkı, cahillerin çalışmayan kafalarıyla döner.” diyor Victor Hugo. House of Cards da işte bu çarkın nasıl döndüğü ile ilgili bizi bilgilendiriyor.

I. Sezon

Yeteneği boşa harcanıyor. Güce karşılık parayı seçti. Bu şehirde neredeyse herkesin yaptığı bir hata. Para, on yıl sonra dökülmeye başlayan bir konaktır. Güç ise yüzyıllarca ayakta kalan eski bir taş binadır. Aradaki farkı göremeyen birine saygı duymam.

David Fincher’in yönetmen koltuğunda oturduğu 2 bölüm ile sizi selamlayan dizi, Kevin Spacey’in Francis Underwood karakteri ile siyasetin nasıl bir yapı olduğunu bize anlatıyor. Francis’in kameraya dönerek yaptığı açıklamalar bizimde bu işin bir parçası olduğumuz gerçeğini hatırlatmaktan öte, aslında biliyorsunuz ama susuyorsunuz, sizde benim gibisiniz diyor izleyiciye, hiç masumu oynamayın!

House Of Cards, Kevin Spacey

ilk sezonda her şeyin en şaşalı şekilde yaşandığı Amerika’da başkanlık seçimlerin sonrasında dönen siyasi entrikaları Francis Underwood ve eşi Robin Wright’ın oynadığı Claire Underwood üzerinden izlemeye başlıyoruz. Seçim kazanılmıştır ama istedikleri görevi alamayan Underwood ailesi Amerikan siyasetini kendi istedikleri şekilde yönlendirmeye başlarlar.

“Herkesin kendini dikkatle baştan yarattığı bir şehirde Freddy’in en sevdiğim huyu, değişmiş gibi yapmaya çalışmaması.”

“Delilik, kişide seyrek görülen bir nesnedir: Gruplar, partiler, uluslar, çağlar için ise bir kural hâlindedir.” diyor Friedrich Nierzsche. Biz nasıl bir deliliğin ortasında olduğumuzu idrak ediyoruz etmesine de bu duygusuz, acımasız, her kurumu, her olguyu, kendi lehine çevirmeyi başaran ve bunun için hiç bir yöntemi kullanmaktan çekinmeyen adam bir yanımızla nefret duygumuzu artırırken, diğer yanımız (en azından dizi bu diyerek) böylesi bir adanmışlığa hayranlık duyuyor.

İlk sezon itibari ile farklı bir oyunculuk ve senaryo izlediğimiz su götürmez bir gerçek. Sonuçta bizim gerçek hayatımıza etki eden siyasetin ne menem bir şey olduğunu zaten biliyoruz, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilme yeteneği kazanmak için izlemek, okumak ve her bize laf eden kişiye inanamamak gerekiyor. “İnsanları kandırmak, kandırıldığına inandırmaktan daha kolaydır.” diyor Oscar Wilde. Kolay kandırılanlardan olmamamız dileği ile…

2. Sezon

İlk sezonun etkisi geçmeden başladığım 2. sezonda aksiyon kaldığı yerden devam ediyor. Francis Underwood ve eşi Claire Underwood’un istedikleri güce ulaşmak için kurdukları planın bu seferki hedefi direk Amerikan Başkanı.

“Dostlarımı azalttım, birde baktım düşmanlarım da azalmış!” kimin söylediğini bulamadığım bu sözü Başkan duymuş olsaydı Francis Underwood’un bu muhteşem gösterisine daha temkinli yaklaşacağı kesindi, ama duymamış 🙂

Gaffney’de kendimize has bir diplamasi anlayışımız vardı: Sağ elinle tokalaş ama sol elinde bir taş olsun.

Politik entrikaların, ince bir zeka ve acımasız bir kalp gerektirdiği, gerektiğinde her türlü durumu kullanmak gerektiği artık şaşırdığımız bir durum değil. Fakat insan koca başkandan daha akıllı olmasını da bekliyor açıkçası.

İki yüzlü olduğumu mu düşünüyorsunuz? Düşünmelisiniz zaten. Size katılıyorum. Güce giden yol riyakarlık ve kurbanlarla doludur. Asla pişmanlıkla değil.

Bu politik entrikaların içerisinde her şeyin güç için yapıldığını görmek, gerçek hayatımız için de bir yol gösterici aslında, “beni sizler var ettiniz.” söylemi doğru “ben sizler için varım.” söylemi ise tamamen yalan.

3. Sezon

Francis Underwood, seçilmeden Amerikan Başkanı olmayı başarmıştır. Şimdi hedef bu koltuğu korumak. Kendi partisi onu aday göstermeyeceğini belirtince, oyun yeniden başlar.

House Of Cards 3. sezon görsel

Eşini Birleşmiş Milletler elçisi olarak atayan başkan, bir taraftan da rakibi savcı Heather Dunbar (Elizabeth Marvel)’a savaş açar.

Aslanın ininden kurt sürüsüne. Taze et sizseniz, daha taze bir av öldürün ve onlara atın.

İlk iki sezondaki kadar etkileyici bulmasam da, başarılı bir sezonu daha geride bırakıyoruz diyebilirim. Rusya ile olan ilişkilerde Putin’in karşılığı olan başkanın çok vasat olması, yeni entrikaların tahmin edilebilir düzeye düşmesi vs. gibi durumlar bu sezonu diğer iki sezonun bir tık altına itiyor.

Hayal gücü kendi başına bir cesaret türüdür.

Güç savaşları aşk, evlilik, dostluk tanımıyor. Sezonun sonuna doğru 4. sezon hazırlığı olarak, Underwoodlar arasında ki gerilim de üst düzeye tırmanıyor.

Hakan: Muhafız | The Protector (2018 – )

Creator: Binnur Karaevli

Yönetmen:  Can Evrenol, Umut Aral, Gönenç Uyanık, Gökhan Tiryaki

Başrol:    Çağatay Ulusoy ,  Ayça Ayşin Turan, Hazar Ergüçlü, Okan Yalabık, Burçin Terzioğlu, Funda Eryiğit…

IMDB Puanı:  6,9

Benden: 6

İngilizcesi : The Protector

Evet, merakla beklenen dizi sonunda izleyicisi ile buluştu. Uluslar arası bir platformda tamamen bizden bir yapım olunca haliyle bir heyecan duyuyor insan.

Hakan: Muhafız, Çağatay Ulusoy

Bizim dizilerimizin her bölüm sinema filmi tadında 2 saat olarak oynadığını düşünürsek, toplam 18 bölüm olarak çekilen ve birinci sezon 10 bölüm, ortalama 35-40 dakika, tekmili birden yayınlanınca, insan bir ne oluyor duyusuna kapılıyor tabi.

Tabi bu duygu Netflix ortamını bu dizi le ilk defa tecrübe edecek olanlarda daha daha fazla kendini gösteriyordur zira bizler zaten bu platforma alışık olduğumuz için, bizim bünyemizde bir değişikliğe neden olmadı.

Hakan: Muhafız, Hazar Ergüçlü, Zeynep

Dizimizle ilgili fikirlerimizi zikretmeden evvel, konusunu kabaca özlemekte fayda görüyorum:

Hakan: Muhafız, Gömlek

Efendim, Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra bakıyor ki bu güzide şehrimiz ilerde çarpık yapılaşmaya, trafik keşmekeşine, şiddet ve bireyin yalnızlaşmasına kurban gidecek, diyor ki bu şehri muhafızlar korusun. Tabi bunları da düşünmüş olabilir ama Kostantiniyye’yi fethettiğinde şehrin içinde düşmanları olduğunu fark ediyor. Kedilerini İstanbul başta olmak üzere tüm Dünya’yı yok etmeye adamış 7 ölümsüz. Valla tarif bildiği insanoğlu ve küresel ısınmaya çıkıyor ama neyse.

Hakan Muhafız, Fatih Sultan Mehmet

Cihan padişahı bir gün rüyasında bu pis ölümsüzlerden nasıl kurtulacağını görür. Ölümsüze dokununca parlayan erdem yüzüğü, onu öldürecek hançer ve muhafızı koruyacak gömlek. Gizemli gömlek kutsal dualarla ve gizemli sembollerle oluşmuştur, muhafız bunu giyince artık tam bir savaşçı olur. İlk muhafızı Fatih Sultan Mehmet kendi seçer.

Hakan Muhafız,

Ve dizimiz, yakışıklı Çağatay Ulusoy ile bir baltaya sap olamamış arkadaşının görüntüsü ile başlıyor. Spolier sayılmaz tabi ki , son muhafızımız Çağatay’ın kendisi yani Hakan… Tatammmm…

Evet evet enteresan bir şey yok pek tabi böyle olacak. Şimdi bu muhafızımıza ezelden beri yardımcı olan bir gurup var: “sadık olanlar”

Hakan Muhafız, Yurdaer Okur

Bu grup muhafıza, yardımcı olmak için kendilerini adamışlar. Ayrıca muhafız, sadık olanlardan birinden çocuk yaparak muhafızlık mesleğinin devamını sağlıyor. Sadık olanların çocukları da “sadık olan” oluyor ve çok iyi bir yetiştirme ile ne görev verilirse canları pahasına onu yapıyorlar.

Hakan Muhafız, Ayça Aysin Turan

Üsteki resimde pek tabi muhafızımızın gönlünü kaptırdığı sıradan. Bakalım neler olacak 2. sezonda.

Şimdi kültürel yakınlığı bir tarafa koyarsak. Diziyi yapmışlar tamam, konu gizemi tarihimizin içinden mitsel binlerce kahraman ve konu çıkacak bir yere dayanmış tamam, İstanbul görüntüleri tamam.

Eeee be kardeşim, biri bizim Çağatay’a biraz rol yapmayı, doğal olmayı bi zahmet öğretseydi. Hadi burayı geçtik. Çocukluktan beri çok iyi eğitilerek muhafıza her türlü yardımcı olan “sadık olanlar” varken, yaş kemale ermiş, askerlik çağına gelmiş muhafızımız hiç eğitilmemiş olması, aklı bir karış havada, bir baltaya sap olamamış arkadaşıyla bu zamana kadar gelmesi ve sonra bu kardeşimize “sen muhafızsın, tüm İstanbul’un kaderi senin elinde” deyiver, ondanda bunu anlamasını bir anda ermesini bekle. Yav arkadaş yirmisine kadar sıfır sorumluluk ile gelmiş bir ergene ver gömleği hadi git memleketi kurtar demek nasıl bir senaristliktir ben anlamadım.

2. Sezon

İlk sezonda ki vasatlık aynen devam ediyor. Basit kurgu, anlamsız geçişler. Aptalca sayılabilecek yanlışlıklar. Muhafız arkadaşımızın kalın kafalığı, saçma sapan ağzından tükürükler saçarak bağırmaları. Of ki of.

Hakan Muhafız, Okan Yalabık, Burçin Terzioğlu

Sezon 3

7 bölüm olarak verilen 3. sezonda yep yeni bir karakter olarak, vezir var. Ölümsüzlerin başı olan kişi. Kim olduğunu daha çıkar çıkmaz anlamamıza rağmen, İstanbul’u koruyacak olan muhafızımız bir türlü anlamıyor. Cehalet erdemdir sözü bence bu dizide ki baş kahramana uyuyor. Ta Fatih Sultan Mehmet’ten gelen kültürden en azından bir gıtmık nasibi alsaymış çok iyi olurmuş. Yeni sezonda birde yeni sadık olanlar geldi ki, dizi komedi olarak sunulsa daha başarılı olabilirmiş. Hakikatten bu kadar kötü senaryo ve oyunculuk nasıl olur da 3 sezon sürer anlamak mümkün değil.

Hakan Muhafız, Funda Eryiğit

3. sezonda Nisan karakteri ile diziye giren Funda Eryiğit (amma da Nehir Erdoğan’a benziyor, o diye izledim hep:)) sanki bir tık diğerlerinden daha başarılı geldi bana ama ne yapsın bu senaryoda bu kadar bence.

Gerçekten diziye karşı acımasız olmak için özellikle bir çaba göstermiyorum ama çok kötü ya. Siren çalıyor İstanbul halkı ölümsüzlüğe çağrılıyor, o kahvedeki arkadaşların kalkışları nedir allah aşkına, oyuncu bulamamışlar, mahallede kim var kim yok toplamışlar. Komedi…

Birde öyle bir bitti ki, korkarım 4. sezon olacak. 🙂

Peki, ben daha saydırırım ama şimdi, ya bir şeyi de beğenin muhabbetini duyar gibiyim. Siz izleyin kendiniz bi bakın bakalım.

Barış, Mart 2020