Bombshell | Skandal (2019)

Bombshell, Skandal; 1957 doğumlu Amerikalı yönetmen Jay Roach tarafından yönetilen filmin baş rollerinde Charlize Theron, Nicole Kidman, Margot Robbie ve John Lithgow yer alıyor.

Skandal, Fox News kanalının habercisi Megyn Kelly (Charlize Theron), televizyon yorumcusu Gretchen Carlson (Nicole Kidman) ve sunucu olma hayalleriyle kanala gelen Kayla (Margot Robbie) ekseninde ilerliyor. Üç güzelin ortak sorunu medya içinde ki taciz durumudur. Fox’un Ceo’su Roger Ailes (John Lithgow) çalıştığı tüm kadınları uzun yıllar taciz etmiştir. Gretchen Carlson’un açtığı dava ile her şey gün yüzüne çıkmaya başlar ve medya içinde ki bu durum skandala dönüşür.

Bombshell, başlangıçta 2016 ABD başkanlık seçimleri döneminde, Donald Trump’la röportaj yapan Megyn Kelly’in Trump ve destekçileri tarafından sözlü saldırıya uğramasını ele alır. Muhafazakar Fox kanalı Cumhuriyetçi Parti’nin destekçisidir. Bu partinin adayının Fox’ta çalışan bir kadın haberci tarafından cinsiyetçilikle suçlanması akabinde sert bir karşılık alması ilk başta filmin ana konusu gibi durur ama sonra anlaşılır ki Fox’un uzun yıllardır Ceo’luğunu yapan Roger Ailes, çalıştığı tüm kadınlara cinsel taciz uygulamıştır. Medyanın gücünü kullanan Ailes’e uzun yıllar kimse sesini çıkartamamıştır.

“Kurumsal Amerika’da hiç bir kadın patronuna dava açmaz.”

Filmin çıkış noktası, özellikle Sanayi Devrimi ile başlayan süreçte kadının çalışma hayatı içinde ki yeri, toplum içindeki yeri, bedeninin nasıl kullanıldığı ve erkek egemen dünyanın kadına yaklaşımı gibi duruyor. Ortada uzun yıllardır devam eden bir sorun var, kadınlar hayatın her alanında taciz ediliyorlar, şiddet görüyorlar, yok sayılıyorlar, insan değil de bir meta olarak, cinsel bir obje olarak kullanılıyor ve sunuluyorlar. Filmden almamız gereken kısım burası. Bu noktada çok başarılı bir yapım mı izliyoruz, hayır ama en azından bir derdi olan yapım izliyoruz.

Bombshell, kendi içinde çelişkiye düştüğü durumlarda yaşıyor. Gerçi anlatmak istediği bir yöneticinin güzel kadınları taciz ediyor olduğu haliyle kadro da genel kabul görmüş güzeller ile şekillendirilmiş. Hepsi sarışın, düzgün bacaklı, dekolteli, kalkık kalçalara sahip, doğrudan tacizci Roger Ailes’in doktrini üstünden ilerleyen de bir yapım; “ekran, sarışın, canlı, güzel kadın sever.” Haberleri izlenir kılmak için bel altı kamerasını keşfetmiş ve geniş plan ile bacak görseli mutlaka veriliyor izleyiciye. Fox’un bu tavrı sanki filme de sirayet etmiş ve kendini izlenir kılmak adına üç güzel ablamızı karşı çıktığını iddia ettiği şekilde sunuyor bize.

Nicole Kidman ve Charlize Theron eski kuşağın güzellik ikonları, fakat filmimde tam da öyle değiller, lensler, botokslar falan derken ifadelerini yitirmiş gibi duruyorlar. Oyunculuk konusunda iki oyuncunun da çok başarılı performanslarının olduğunu biliyoruz. Burada rol gereğimi, yılların verdiği bir durum mu, yoksa konun önüne geçmesin kabilinden yapılan bir şey mi bilemiyorum, eski ifade güçleri yok. Haliyle izleyici olarak John Lithgow’un tacizci performansına karşı duyduğumuz antipati durumunun tam tersi bir olarak bu karakterlere de bir sempati oluşturmamız gerekirken bu hissiyatı yakalayamıyoruz.

Margot Robbie‘nin genç neslin temsilci olarak canlandırdığı karakter çok daha başarılı duruyor. Son olarak Bir zamanlar Holivud’da filmde izlediğim oyuncu kendi içinde iyi bir performans göstermiş denilebilir. Yönetmenin bu oyuncuyu kullanım tarzı eleştiriye çok açık, işediği konu çok daha net ve sert eleştiriler getirebileceği bir konuyken, Kayla karakterinin fiziki olarak alenen izleyici tarafından da tacize açık hale getirilmesi, lezbiyen olmasının bir vurgu olarak verilmesi sanki evet Amerikan Medyasının içinde böyle şeyler var ama şov devam etmeli demeye çalışıyor gibi.

Kadınların her alanda eşitlik, özgürlük ve onurlu yaşam talepleri çok tabi bir insan hakkı, konu o kadar basit ve net. Fakat mücadele yüzyıllardır devam ediyor. Modern çağ bile bu konun üstünden gelemedi, doğusu da batısı da hala aynı sorunu yaşıyor. Cinsiyet ayrımcılığı kadını erkeğin ardına yerleştirme ve elde ettiklerini yine erkek eli ile korumaya itiyor. Erkek egemenliği bu konuda bile elinde ki gücü bırakmak istemiyor. Tam bu nokta da film içinde de değinilen taciz olaylarında diğer kadınların hem cinslerine karşı aldıkları tavırda hakikatten şaşırtıcı bir durum.

Skandal filmi için ufuk çok genişken, Amerikan sığlığı içinde kaybolmuş bir yapım diyebiliyoruz. Gerçek bazı olayları yansıtma çabası dışında, ne kurgusu ne de sinemasal dili etkili değil. Tam anlamıyla bir yönetmen fiyaskosu olarak görüyorum. Başka birinin elinde bam başka bir film olabilirdi. Jay Roach, kanımca konuyu çok önemli bulamış, o kendi reklamını yapabileceği, izlenir bir şey yapma derdine girmiş. Dünyanın en güçlü medya patronlarından birini, kendi hayatlarını riske atarak, karşılarına alan, kararlı, cesur, başarılı ve güçlü karakterlerin, çok yüzeysel bir bakışla ele alınmış olmaları, oyuncuların fiziki özelliklerinin özellikle ön plana çıkartılmaya çalışılması filmi izlenebilir, ama öyle aman aman bir film değil kıvamına getirmiş.

Barış, Temmuz 2022

Göster
Gizle