Tiamat | İhsan Oktay Anar (2022)

1995 yılında yayınlanan Puslu Kıtalar Atlası ile edebiyatımıza şaşalı bir giriş yapan Anar, Kitab-ül Hiyel (1996), Efrâsiyâb’ın Hikâyeleri (1997), Amat (2005), Suskunlar (2007), Yedinci Gün (2012)ve son kitabım dediği Galîz Kahraman (2014) ile artık tartışmasız en önemli yazarlarımızdan biri. Puslu Kıtalar Atlası’nın insanı sarsan ve derinden etkileyen dili, roman örgüsü diğer kitaplarına da sirayet etmiş, şahsi fikrim olarak Amat ile bir üst seviyeye gelmişken, Suskunlar ile mükemmele ulaşmış durumdaydı. Felsefe, mitoloji ve tarihi ustalıkla birleştiren Anar, etkili dili ile de okurlarını büyülemeyi başarmıştı.

2014 yılında ki Galiz Kahraman ile roman yazmayı bıraktığını açıkladığı zaman, bende birçok insan gibi çok üzülmüştüm. Her romanını okuduktan sonra bir sonrakini sabırsızlıkla beklediğimi belirtmeliyim.

Puslu Kıtalar Atlası yayınlandığı zaman üniversiteye yeni girmiştim. Felsefe okuyordum, mitolojiyi ve tarihi seviyordum. Haliyle etkisi muazzam olmuştu. Tiamat’ın yayınlanması çok sevindirici oldu kendi adıma. Özlediğim bir tat geri geldi.

T1AMAT isimli Abdülhamid sınıfı, Osmanlı denizaltısı Akdeniz’de mücadele ederken terk edilmiş bir gemiden altın bir sandığı ve 7 adet mıh’ı ganimet olarak alır. Fatak, hangi Anar kitabında herhangi bir şey kendisidir ki. Burada da sandık bir canavara dönüşür. Ateşle beslenir, mürettebatı tek tek yutar.

Kitap hem Amat’a gönderme yaparken hem de Antik Babil efsanesinde ki Tiamat’a. Wikipedia’da şöyle diyor. Tiamat; antik Babil inanışına göre daha genç tanrılar üretmek için tatlı su tanrısı Apsû ile çiftleşen tuz denizinin ilkel tanrıçasıdır. İlkel yaratılıştaki kaosunun sembolüdür. Kadın olarak anılır ve “parıldayan” olarak tanımlanır. Tiamat’ın tuzlu ve tatlı su arasında kutsal evlilik yaptığı bir yaratıcı tanrıça olduğu ve birbirini izleyen nesiller boyunca kozmosu barışçıl bir şekilde yarattığı iki bölüm olduğu öne sürülür. İkinci Chaoskampf’ta Tiamat, ilkel kaosun canavarca bir düzenlemesi olarak kabul edilir.

Bu sandık Tevrat’ta yer alan Hz. Musa’nın sandığı olarak ta düşünülebilir. Ateşle beslenen yaratık Şeytan’ı temsil ederken ganimet alınan yedi çivi de muhakkak ki yedi ölümcül günahla ilişkilidir. Aynı zamanda sandık açılır ve kötülük etrafa yayılır. Pandora’nın kutusu misali ve içinde umut kalır.

Anar, gemicilik terimlerine çok hakim bir yazar, bu anlamda sizi zorlayacağı muhakkak. Hikayeciliği çok güçlü olduğu için sürükleyiciliğine ve esrarına kapılıp devam etme isteğinizi körükleyecek, bu sebeple de kelimelerin zorluğu sizi yıldırmayacaktır.

Biraz sert bir kitap okuyacağınızı bilmenizde de fayda var. Zira işin içine 7 ölümcül günah ve şeytani yaratık girdikten sonra her şey vahşice ilerliyor olacak. Sıkışıp kalmışlık duygusu ve korkunun roman kahramanlarından size işlenmesini daha iyi anlatabilecek bir yazar tanımıyorum diyebilirim.

Amat’ta gerilim yavaş yavaş tırmanır ve acaba ne olacak diye size bir soluklanma fırsatı verirken, Tiamat’ta denizaltının o karanlık atmosferi, şeytani ölümlerin yaşattığı dehşet ve mürettebatın kurtulma çabası öylesine hızlı bir şekilde cereyan ediyor ki tüm hücrelerinizde dehşeti hissediyor ve soluklanmaya fırsat bulamıyorsunuz.

Anar’ın ustalığına büyük saygı duyuyorum. Her cümlesinin özenliliği, yaptığı işi ne derece mükemmel yaptığının göstergesi. 150 sayfalık basit bir kitap okumuyorsunuz, okuduğunuz şey sizi meraklandırıyor, heyecanlandırıyor, korkutuyor, dehşete düşürüyor, araştırma isteği uyandırıyor. Bir yanınız gerçek olmayan, akıl ve mantıkla açıklanamayacak bu hikayeyi mantıklı bir hale getirmeye çabalarken, bir yandan da sanki gerçek bir olayın içindeymişsiniz ve kurtulmaya çalışan sizmişsiniz hissiyatı doğuruyor.

Akıl, hayatı sürdürme kabiliyetine denir.

Anar’ın kendince bir mizah anlayışı mevcut. Bu anlayışı romanlarında yaptığı kurgu gibi düşünmek gerekiyor. Hiçbir olgu tek başına var olmuyor, bir karma ve birbiri ile ilişkilenme durumu var. İnsan evladına yaptığı eleştiri, kendi mizah anlayışı, inanç ve sorgulama ile bir düşünülmeli. İkiliklerin varlığı kendi hayatlarımızın içinde ki durumu da açıklayabilmemizi sağlaması gerekiyor. Melek veya şeytan, günah veya sevap, yaşam veya ölüm, inanç veya inançsızlık, korku veya cesaret gibi ikili kavramlar tek başlarına bir anlam taşımıyor, tek başlarına var olamıyorlar.

Son söz; “Başlangıçta her şey soğuk, boş ve anlamsızdı.” Şimdi hayat var. Hiçbir şey soğuk, boş ve anlamsız değil!

Barış T. Çoruh, Mart 2022

Göster
Gizle