Good Time | Soygun (2017)

Good Time – Soygun, Safdie Kardeşlerin kendine has bir suç, aksiyon filmi. Kendine has çünkü ismi çok yanıltıcı duruyor, zira soygun kısmından çok bir dram filmi olarak, Safdie’lerin koşturan kamerasını takip ediyoruz.

Connie Nikas (Robert Pattinson), zihinsel engelli kardeşi Nick Nikas(Benny Safdie) ile organizasyon açısından tam bir fecaat olan bir banka soygunu yapar. Kardeşi Nick, polis tarafından yakalanınca, Connie onu kurtarmak için plansız bir şekilde, tam olarak serseri mayın gibi ortalıkta dolanmaya başlayacaktır.

Good Time (2017)

Daha önce Uncut Gems (2019) filmini izlemiş ve yorumlarını yazmış biri olarak, üç aşağı beş yukarı aynı çerçevede cereyan eden bu film içinde tam bir koşturma filmi diyebilirim. Yönetmenlerimizin hareketli kamerası, kendimizde bu koşturmanın içindeymişizcesine bizi yoruyor. Aslında isminden yola çıkarak bir soygun hikayesi izleyeceğimiz kanaatinde olduğumuzdan koşturma durumuna kendimizi hazırlamış bir şekilde başlıyoruz filme ama açılış sahnesi daha ilk dakikadan bizi ters köşe yapıyor. Zihinsel engelli Nick’in terapi seansı ile çok sakin bir ortamda buluyoruz kendimizi. Nick ile birlikte bizde terapini içine giriyoruz, zira kamera bu anlamda çok başarılı bir iş çıkartıyor. Hafif bir gerilim aldığımız anda abi Connie odaya dalıyor ve artık son sahneye kadar yani yeni bir terapi seansına kadar bir hengamedir gidiyor.

Şimdi banka soygunu dendiği zaman benim aklıma ilk gelen film Heat (1995), baştan sona bir kaçış kovalamaca içinde oluyoruz ama soygun gibi soygunu da izliyoruz. Bunu bir kenara not ettikten sonra zihinsel engelli abi kardeş filmi dendiğinde de 1988 yapımı Rain Man hemen aklımıza gelecektir. Bunu da bir tarafa yazdıktan sonra gelelim Good Time’a…

Safdie Kardeşler bir banka soygun filmi yapmamış, aynı zamanda da bir zihinsel engelli abi kardeş filmi de yapmamış. (ki daha çok bu tarafa yaslanan bir film ama kesinlikle bu değil). Kendi meşreplerince bir olay örgüsü içinde sıkıntılı bir aile yapısının sonuç filmini yapmışlar.

Beğendim – Beğenmedim çıkmazı

Uncut Gems’i izlerken de hissettiğim duygu burada da beni yakaladı. Bir koşturma var fakat olay nedir? Kişilerin bir biri ile olan temasları neden bu derece absürt? Diyaloglar neden anlaşılmaz ve anlamsız? Sinemasal açıdan bir sıkıntı yok, aksiyona dahil oluyoruz ama hikayeye dahil olamıyoruz, bu noktada dışardan bir gözlemci ve yargı dağıtıcısı haline geliyoruz. Şimdi kültürel olarak hala bile aile ilişkilerinin kuvvetli olduğu bir toplum içinden bu yoğun anlamsızlığa girince darmadağın bir halde çıkıyoruz filmden. Beğendim – beğenmedim demekten başka elimizde bir şey kalmıyor.

Safdie Biraderlerin hakkını vermemiz gerekiyor. Aslında dişe dokunur bir konu yok ellerinde ama 1 saat 45 dakikalık filmlerinde, kamera başkarakterle beraber öyle soluksuz geziniyor ki yanındaymışız hissini bize vermeyi başarıyor. Connie’nin yanından ayrılmadan uzun süre onunla birlikte dolaşıyoruz ama Connie’yi ruhsal ve duygusal olarak tanımamızda istenmiyor. Karakterler hakkında bir yargıya varıyoruz varmasına ama onların kişiliği nedir, hayalleri var mı, duyguları var mı bunları bilmeden yargılıyoruz. Seviyoruz- sevmiyoruz.

Connie karakteri için Robert Pattinson’ın iyi bir iş çıkarttığını söylemek lazım. Aynı Uncut Gems’de Adam Sandler gibi, bu durumu da yönetmen kardeşlere yazmamız lazım. Orda da burada da baş karakterle özdeşim kurulabilir duruma bizi sokmuyor. Bir ahlak dersi verme derdi taşımıyor. Olay içinde bu insanların pek sevilecek bir tarafları olmadığını net olarak anlıyoruz o kadar.

Belki de şöyle bir durum oluşturulmak isteniyordur. Evlerinizde sıradan hayatlarınızın içinde akıp giden yaşam, kıyısından köşesinden size dokunmadan farklı kişiler ve olayları da işliyor hem de sizin yaşadığınız mahallelerde sokaklarda, bizlerin bu olaya dahil olma durumu yok. İzlediğimiz sahnelere öylesine adapte ediliyoruz ki, yaşamayı aklımızdan bile geçiremeyeceğimiz bir hayat veya daha basit bir olayı dışardan, güvenli şekilde yaşama şansı geliyor ellerimize. Mis gibi gönül rahatlığı ile de ahkam kesebilir duruma getirerek hem de.

Daha önce ki yazımda da belirttiğim gibi zor bir film izlemeye hazır olun. Yorulacağınız bir koşturmanın içine gireceksiniz, çok beğenecek veya hiç beğenmeyeceksiniz. Mantık ile izlemeye çalışmayın, güvenle oturduğunuz evinizin koltuğundan New York’un sokaklarında absürt bir hayata katıldığınızı düşünün. Hem de hiç risk almadan.

Son sahnede ne çalıyordu diye soracak olanlar içinde şuraya bırakalım. Nefeslenebileceğiniz az anlardan biri ve Iggy PopThe Pure and the Damned

Iggy Pop ‘The Pure and the Damned’

Notumu izle olarak veriyorum. Mubi’de izleyebilirsiniz.

Barış, Haziran 2022

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göster
Gizle