Antalya | Deniz ve Antik Kentlerin Başkenti.

Antalya, Akdeniz’in en güzel şehri. Sadece deniz, kumsal, güneş değil Antalya’yı güzel yapan. Yaşamak isterseniz hem insan yapısı hem de şehrin yapısı cezbedici. Antalya bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış olduğundan antik kentlerin çokluğu etkileyici aynı zamanda Torosların dibinde bulunan şehrin bitki örtüsü de nadide bir örtü.

Özellikle deniz turizmi ile gözde bir şehir olan Antalya’yı ben merkez üstünden anlatacağım. Deniz için bir sürü plaj, koy zaten var. Antalya Merkez’e geldiğinizde ne yapabileceğinizi yazalım.

Hadrianus Kapısı (Üç Kapılar ) / Kaleiçi

Antalya’nın merkezi dendiğinde aklınıza gelecek ilk yer, Hadrianus Kapısı olsun. Bu kapı ile girilen Kaleiçi “boşuna gelmemişiz kardeşim” dedirtecektir.

Kaleiçi Antalya

Halk arasında Üç Kapılar denilen kapı muhteşem mimarisi ile M.S. 130 yılında o zamanın Roma İmparatoru Hadrianus adına yapılmış. İki sütunlu cephe ve dört kapı sütun üstünde üç kemeri ile klasik Roma takının muhteşem görünümü ile kralı memnun ettiği kesin. Bu muhteşem tarihe basarak Kaleiçi’ne giriş yaparken, bu kültürün bir parçası olma hissiyatını yaşıyor insan. Ürkek adımlarla 1900 yıldır burada duran taşlar, ruhunuza işliyor ve bunu hissediyorsunuz.

Kaleiçi cumbalı evleri, kültürel binaları, barları, lokantaları, taş döşeli dar yolları ile yazın kalabalıklığının dışında kışın veya baharda ayrı bir güzel görünüyor. Mevsim itibari ile her yer açık değil ama olan yeterli.  Kaleiçi öyle küçük bir alan değil, genel olarak üç katlı evleri bilenler için Odunpazarı veya Göynük’e benziyor.(belki de oralar buraya benziyordur :))

Kaleiçi’nin arka kısmı tarihi limana dayanıyor. 2-3 saatlik bir dolaşma için çok güzel bir konum. Neyse, limana doğru hediyelik eşya satanlar, halı-kilimciler, seramikçiler sizi baya oyalayacaktır. Yazın hepsi açık oluyormuş, şimdi (Şubat) tek tükler.

Kaleiçi Liman

Eski limana geldiğiniz zaman tarihin içinden geçtiğiniz ve o tarihin şu an bir parçası olduğunuz hissiyatı kuvvetle sizi kuşatıyor. Zira Eduardo Galeano’nun Ve Günler Yürümeye Başladı kitabında dediği gibi “19 Ocak, bugün yarın oldu, dün ise tarih öncesi.”

Konyaaltı Plajı | Hem eğlence hem de deniz arayanlara

Yaz da olsa kış da olsa fark etmez, hatta kışın daha iyi.  7 km uzunluğunda çok güzel çevre düzenlemesi yapılmış bu çakıl taşlı plajı gezin mutlaka. Denizin sesi ve kokusunu alın. Akşam saatleri ise bir bira için, çay için, kahve için oh miss, yaşamak bu diyeceksiniz.

Konyaaltı Plajı

Gözünüz yer de şöyle bir Tünek Tepe’ye çıkarak, Konyaaltı Plajına tepeden bakalım derseniz, hata etmemiş olursunuz. Madem geldiniz çıkın tabi. Ben araçla çıktım. Bisiklet yolu buraya kadar çıkıyor, bir de teleferik var dediler. Baktınız yok, bana küfretmeyin, ayaklarınız açılmış oldu 🙂

Düden Şelalesi | Büyü ile gerçek arası bir yer

Geldim, gördüm, açıkça söylüyorum, ilk tepkim yazıklar olsun kendime oldu. Yaş oldu 40 şimdi mi geliyorsun diye. O nasıl bir sestir, o nasıl bir görüntüdür. Instagram hesabımızı takip edenler görmüştür. 40 metreden Akdeniz’e dökülen su, büyü gibi. Sakın aman su dökülüyor işte, görmeden gideyim demeyin.

Merkeze 8 km uzakta Lara’da bulunan Aşağı Düden Şelalesi’nin olduğu bölgeye Karpuzkaldıran da deniyor.

Düden Şelalesi Antalya

Şelalenin tam döküldüğü yerde ahşap bir köprü var. 1 metre ötesinde fırtınalar koparken burası dupdurgun, demek ki fırtına öncesi sessizlik dedikleri şey bu. Düden çayı boyunca, kafeler var. Buralarda oturup çayın akışını izleyerek, sesini dinleyerek dinlenebilirsiniz

To be continued demeden önce, yemek için de bir öneri vereyim. Serik’e gelmeden Aksu’da Aslım Şimşek köfte salonunda bir tahinli piyaz ve köfte yedik, yazarken aklıma geldi canım çekti. Köfte, piyaz, salata, ayran ve tatlı masada fix menü olarak duruyor ve 30 TL fiyatı var. Bu arada merkezde de güzel yerler de varmış örnek “Köfteci Ahmet” veya “Kebap 32”, beni Antalya’nın yerlisi bir arkadaş aldı buraya kadar getirdi, dedi budur, evet oymuş. 🙂

Barış, Şubat 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göster
Gizle