Şıp Şıp

-Kapatın şu musluğu, uyuyamıyorum. (şıp şıp şıp…) Damlalar gözbebeklerime yıldırım gibi düşüyor, yüreğim yanıyor, beynim damlaya damlaya göl olmuş öyle işliyor.

-Tamirci çağırdım birazdan gelir. Sende kalk artık, öğlen iki oldu hâlâ yataktasın, bağırmayıda kes! Cırtlak sesin hiç çekilmiyor bilesin.

-Sen git muslukla uğraş, bana karışma, bak, o şıp şıplar yüzünden yatağa işemişim. Hay allah! külotuma kadar ıslanmışım. Ay! şey yani, külotumdan eşofmanıma kadar, bu daha doğru oldu.

-Ne, ciddi misin sen? Tüüü! Allah belanı versin, damlalar yıldırım gibi düşüyormuş, aaaa, allahın cezası, çocuk musun sen lan, sekiz yaşında insan bile yatağa işemiyor, koskoca sıpa çiş etmiş. Dur bakiyim, aaaaa! Hem de yeni aldığım çarşaf. Muhabbete bak ya! Ulan tövbe, o çarşaf benim lan… Şimdi yıldırım gibi vazoyu geçireceğim kafana.

-Ne bağırıyon oğlum kulağımın dibinde? N’apiyim şıp şıplar yüzünden oldu, işemişiz işte, duyanda bilerek yaptığımızı zannedecek. Bağır bağırda bütün mahalleye duyur. Melahat kılıklı, bu arada bizim gül gibi yatağı soran yok.

-Bi de konuşuyon mu lan sen? Hasta! Biz niye işemedik, bizde şıp şıp duyduk herhalde.

-Ben bilmem. O, seninle, seninkinin arasında ki mevzu, beni karıştırma. Benim çük çok duyarlıdır, anında tepki gösterip, hiçbir şeye duyarsız kalmaz, öyle yetişti abisi, anladın.

-Ne kadar espirili bir ev arkadaşısın sen öyle.Adama bak ya! Hem suçlu hem de pişkin. Altını bezlemek lazım senin, yoksa ortalığa sıçarsın da sen.

-Ne biçim konuşma o öyle lan, zıçarsınlı, mıçarsınlı? Bizim kıçımız da eğitimli, delik görmeden boşaltım yapmıyoruz.

-Aaaa aaa! Soğuk sıkım taş baskı mısın lan sen? Zeytinyağı gibi, ana, utanmasa kalkıp dövecek. Pis çişli, allahın sidiklisi, kalk üstünü değiştir anten.

-Tamam tamam da kalbimi kırıyon ha! Öyle çişli mişli, hem de pis. Bi kerem çok temizdir çişim. Küçükken doktora idrar tahlili götürdüydük, doktor benim idrarı içip, masadaki suyu tahlile gönderdiydi. O kadar temiz ve berrak yani. Düşün gelen tahlil sonucu yüzünden 10 gün yoğun bakımda yattım, bu şehirde su içilmez aman diyeyim.

-Ay! deli olucam, lan gavat, işiyince keyfin yerine mi geldi? Kalk gerdan kır istersen, belki boynun kırılır da ben de kurtulurum.

-Oğlum be, senden bir ricam olacak, şu biricik, nacizane dostunu kırmazsın herhalde? Şu çarşafı yıka, zaten senin, şurayı da sil, odayı havalandır, benim külot, eşofmanı da makineye at, enflasyonu düşür, Fenerbahçe’yi şampiyon yap, bi hatun bul getir. Hadi be gülüm, ha!

-Valla ayıp ediyon lan, ni demek, bende bir şey isteyeceksin zannettim ya, allah ta benim belamı versin. Laaaan taşşak mı geçiyon?

-Ah! ne atıyon be kokmuş çoraplarını yüzüme. Tamam yapmazsan yapma, sen böyle götsün işte. Bari kızı bulsaydın?

-Şimdi senin götüne de kızına da! Kalk lan kalk zibidi. Ben mutfağa gidiyorum, çay yok, süt ısıtacağım. Geldiğimde bi halletmemiş ol burayı, o zaman dünyaya yeni bir top kazandırıyor muyum, kazandırmıyor muyum görürsün?

-Pağırma lan, pağırma, kalkıyoruz. İyi ki işedik. Hem musluğu yaptırmaz hem de şıp şıp duyup işeyince kızar.

-Ne diyeyim san ben, ne diyeyim ha! Pes valla pes. Bir de sırıtıyo lavuk. Lan gülmesene, ne kikirdiyon, ulan gitti güzelim çarşaf, ben anlamam 75 TL bayılırsın senin olur.

-Yetmişbeş telen kadar konuş lan, veririz. Alt tarafı işedik yani, demek ki senden saklamayıp gece yanlışlıkla, bak buranın altını özellikle çiziyorum yan-lış-lık-la, sigara ile yaktığımı söylesem, öldürücen bizi. Tüü sana yazıklar olsun! Söylesem bunu tüüü, yani, yani tüüü!

-Ne! Ne? Bir daha söyle bakiyim. Ne yaptın, neyi çizdin? Allaaaahh!

-Bu arada imana gelmeye başladın, Allah lafını kaçıncıdır söylüyorsun. Ben tüyerken sen devam et, lafını böldüğüm için özür.

-Kaçma yedim seni…

-Kaçmaya fırsat vermiyon ki, gelme atarım kendimi, anneee! Ah, vurma lan, Ayağım oy!

-Nerde lan yanık, orada boğayım seni.

-Ah başım, dur lan bişi söyliycem, dursana ah parmağımmm, kır bari ayı, lan dur, aaaaaa! Boğuluyorum kurtar beni, eyyy üstün insan neredesin?

-Merak etme birazdan yanlarında olursun.

-Dur lan, oğlum dursana, birşey söyleyeceğim…

-Hele bi öl, hemen akabinde söylersin.

-Ahhhhhğğğğğğoooolllaaaannnn!

-Bağır rahatlarsın. Gırçççç, gırççççç!

-Aslıma dönüp toprak olunca çiçek olur mezarımı süslerim.

-Ne güzel ne güzel, bende üstüne işerim. Kusura bakmasın Aşık Veysel, bu kişisel bir mesele.

-Sen ne anlarsın edebiyattan, sazdan, sözden, alaturkadan, bugün “Bir Nisan” oğluuummmm.

-Ne? 1 Nisan mı? Aaaa! Nasıl yuttuk lan zokayı, bi tonda dövdüm seni, ilahi daha önce söylesene oğlum. Hay allah! Ulan nereden gelir böyle şeyler aklına, ulan haha! Valla çok gülesim geliyor haha ha, hiiiaaa, haha!

-Kalk üstümden öyle gül. Bi şaka yaptık, elli ton dayak yedik. Ah sırtım! Ovsana biraz şurayı?

-hadi lan! Ne biliyim oğlum, öyle söyleyince böyle oldu. Hay allah! Hayırdır çıkıyon galiba donuna kadar değiştin, bakkala gidiyorsan bir diş macunu al kalmamış.

-Hı olur, gelirken alırım. Manitayla buluşcam.

-Lan oğlum, bu çarşaftaki ıslaklık ne lan?

-Su su

-Sınıffff, sınıffff. Ya bu kok… Allahhh, kaçma lan, gel buraya…

-Hi ha hohoho, sıvışşşş

-Ne aptalım ya Ocak ayındayız, nasıl yedim numarayı, lan kaçma, bak az dövücem söz. Aaaaa sigara yanığı, kaç lan kaç, az maz dövmiycem, ulan elbet bu eve geleceksin sen…

-…….

-Hay allah, tüydü hıyar. Hi haha manitası yok ki salağın? Ha haha kimle buluşacak, salak salak salak. Bari diş macununu unutmasa. Tüüüüü, çarşafın tamamı ıslak, kocamanda yakmış puşttt, ne biçimde kaçtı… sınıff sınıff lan süttt süt taştı….

Barış Tolga Çoruh, Ocak 1998 – Erenköy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.