Bir Sıradan Güvercin gibi

Bir zamanlar bir güvercin varmış. Tüm güvercinler gibi bir güvercin. Tüm güvercinler gibi uçup, tüm güvercinler gibi yürürmüş. Bizim güvercinin büyük bir sıkıntısı varmış. Tüm güvercinler, su içerken akislerine bakıp, kendilerini beğenirken ya da uçup kanatlarını gururla açarken ve ya şöyle kafalarını kanatlarının arasına sokup kaşınıp sonra etrafa mağrur mağrur bakınırken veya başlarını arkaya döndürüp masum bir çocuk gibi uyurken, bizim güvercin, hepsini yapmasına rağmen, beğenme, gururlanma, mağrur mağrur bakma, masum uyuma durumlarını yapamıyormuş. Çünkü bizim sıradan güvercinimiz kendini çok sıradan buluyormuş.  Bu yüzdende hep mutsuzmuş.

Bir tane martı arkadaşına özenerek, arkadaşlarından daha hızlı uçmaya çabalamış ama olmamış, daha güzel yürümeye ama ıhh! tüylerini uzatmış suya bakmış nafile, kısaltmış bakmış nafile, sporcu olmaya karar vermiş yok, yazar olmak istemiş yok.. yok yok, yok oğlu yok. Bizim güvercinimiz daha yavaş uçanları değilde misal daha hızlı uçanlar gibi olmak istiyormuş. Hatta bu söylene gelen

“-bak sen kendi haline gaga bürüyorsun ama neler neler var gagana rahmet” lafına çok kızıyormuş.

“-Bir güvercin” diyormuş, “-nasıl daha iyi olabilir, kendinden daha kötülerden iyi olduğunu düşünüp yalan dolanla mutlu olarak mı, yoksa kendinden iyileri feyz alarak mı?

    Şimdi bizim güvercinimizin mutsuzluğu kendi içinde, kendi kendini, bir böğürtlen kurdu gibi iştahla kemirirken, dışarıda arkadaşları onu pek bir sever, neşesine hayret ederlermiş.. Ve de bizim bu kendini sevmez güvercinimize dışarıdan baktığınız zaman  kanatları sağlam, gözleri sağlam, yürümesi sağlam fiziken kusursuz bir görüntüsü varmış. Güvercin güvercin konuşurlarken, pek derin, pek duygusal, pek yoğun mevzulara girmediği( veya giremediği – bu kendi tabiridir-) içinde kimse onun kederli durumunu bilmezmiş. Bazen durgun bir bakış, yorgun bir kanat kaldırış fark edildiğinde de hep neşeli ve fırlama olduğu içindir ki bazı birkaç arkadaşı “neyin var” “hayırdır” diye soru verirler, o da uzun uzadıya anlatamayacağı içindir ki “hiç” deyip geçiştiriverirmiş.

Aslında bizim güvercinimizin sıkıntısı bu içinde taşıdığı keder halinden utanmasıymış, bir taraftan mükemmellik nedir? diye kafa yorarken diğer taraftan dünyanın diğer güvercinlerinin acıları ile üzüntü çekiyor bu duruma bir gag sesi verememenin ezikliğini yaşıyormuş. Bu eziklik içerisinde birde “vay efendim benim kederim var”, “sevdim kavuşamadım”, “içimde ki yavru güvercin öldü” lafları minik gagasını kızartmaya (en azından kendi kendisi için) yeterde artarmış bile… 
    Bizim sıradan güvercinimiz sevdayı da bilirmiş elbette, ama gene kendisi gibi, vurulmuş bir martıya! Gene olmayacak düşlerin peşinde, arkadaşları yapma etme bak ne güzellerimiz var derken, bizimki kulak asmazmış. Kuytularda bekler, martısını görürmüş, aman aman dünya o gün şenlik kumpanyası, dünya o gün bolkepçe darı. Gel zaman git zaman utanır olmuş bu sevdadan. Düşünmemeye çalıştıkça batar olmuş içine, ben sıradan minik bir güvercin, o ihtişamlı bir martı. Her yerde  olduğu gibi kurt başlamış güvercini kemirmeye, çıkamamış işin içinden.
    Günlerden bir gün bizim sıradan güvercinimiz, Kadıköy’de Haydarpaşa Garı’nın en üst noktasında  Marmara Denizi’ne karşı elinde cigarası ile efkar efkar dururken kendini görmüş; Kadıköy’e bakarken, Marmara’ya ve Türkiye’ye, Avrupa’ya ve de Dünya’ya, Samanyolu’na…

Bir bütünün  minicik parçası. Bir kar tanesi, kış vakti dolu dolu lapa lapa, tek başına bir arada yağar gibi. Bütün için kıymeti var mı yok mu bilinmez ama bütün bu minicik parçaların toplamı değil mi? Hepsi birbirinden değerli, hepsi birbirinden farklı. Ait olma duygusu garip bir sevinç vermiş bizim minik güvercinimize, ben bu dünyaya aittim nasıl olursam olayım, derin bir nefes çekmiş cigarasından, DÜNYAnın mini minnacık parçası güvercinimiz, başında martılar uçuyormuş… 

Barış Tolga Çoruh – Şubat 2011

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.