Bir Şey Olmak Üzerine

Dün bir şey olmak üzerine düşündüm, ‘bir şey’ ucu açık bir harf dizimi. Aslında içi net bir şekilde boş ve net bir şekilde insanlık, tamamen çevresel ve duygusal koşullar nedeni ile bu kelimenin içini doldurmaya çalışıyor. 

Kişi kendini tatmin psikolojisinin durumuna göre “bir şey” olmayı kabul ediyor. Kendini iyi hissediyor!

Aslında tamamen göreceli durumlar bizi mutlu veya mutsuz hissettiriyor. Şöyle bir örnek verilebilir; Yol kenarı ve çakıllı  bir yolda ayakkabısız yürümek zorunda kalmak veya deniz kenarı veya kumsal bir yerde ayakkabısız yürümek zorunda kalmak. Benim anladığım görecelilik…


Ben “bir şey” sözünü, kendi adıma dolduramadığımı hissediyorum. Kendimi başarısız buluyorum. İşimin toplum tarafından değerli görülen bir ünvanı yok. Avukat, doktor, hakim vs.. değilim. İşimin maddi olarak hem beni hem de çevremi tatmin edecek bir tarafı yok. Yıllar içinde özel bir yetenek geliştiremedim. Matematik veya sosyal alanlardan birinde iyi düzeyde yapabildiğim “bir şey” yok. Kendimi direk etiketliye biliyorum”bir şey” olamadım. 

İnsan olarak, kendimizi “bir şey” konusunda kandırmamız gerekiyor. Ünvan veya maddi olarak başaramadığımız noktada, toplumu analiz ederek başka duygular geliştirmeli ve bu “bir şey” durumunu bir yerlerinden yakalamalıyız. Fakat bu noktada da erdem sorunu baş gösteriyor. Zira kendine “bir şey” yakıştıran kişinin erdemsel anlamda eksiği olduğu düşünülebilir ki, doğrudur. 

İnsanlar, kendileri için ben doğru insanım. Kimsenin canına kastetmiyorum, hırsızlık yapmıyorum, yalan söylemiyorum gibi “bir şey” doluluğu yaratabilir. Ben bunlardan uzak durmak gerektiği kanısındayım. Bırakın boş kalsın. Bunlar övünülecek şeyler değil ki… Zira, ben hırsızım, öldürürüm, yalancıyım olabilir mi? Bunların zaten varlığımıza ters olması, düşünülmemesi bile gerekmez mi! Ama Dünya kötülük içinde ve bizi sürekli “bir şey” konusunda baskı altında tutuyor. Haliyle biz sıradanların var olmaları yeterli olmuyor. “Bir şey” olmamız gerekiyor. 


Kendi başıma duruyorum. “Bir şey” olmanın içini doldurmaya çalışmıyorum. İçi doldukça, toplumun tasmalı kediciği veya köpeciği olmuyor musunuz? Sizi herhangi bir şey yapan şey sizden bağımsız olarak, size atfedilenin içini doldurmanızdır. Kalabalığın içinde yalnız olmanızdır. 


Mutsuz olmayı tercih etmek cesaret gerektirir. (Büyük laf ettim vesselam)

20.10.2017, Kadıköy

Şu kategoriye gönderildi: Nesir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.