“Ben” e dair bir kaç söz

Hayata dair ukalalık yapmak bizim haddimize değil tabi ki. Bu işi yapacak entel, entelektüel bir çok aydın, filozof, yazar, şair mevcuttur sanırım. Hem “ben” kimim ki?

“Doğmuş, yaşayan ve ölecek olan bir metabolizma, en basit anlatımı bu sanırım. Ve benim türümün ortak adı “insan.” İnsan, düşünen varlık, yo yo bu yeterli değil; insan, düşündüğünün üstüne düşünebilen varlık, peki bu yeterli mi? Zannımca hayır; insan, düşündüğünün üstüne düşünebilen aynı zamanda da bunu yapıp etmeleri ile ortaya koyabilecek yeteneğe sahip olan varlık. Bu en doğrusu sanırım, yoksa Dostoyevski’nin her hangi bir romanını bile açıklayamazdık.

İnsan en genel isim. Kuş, maymun, çiçek gibi bir sürü örnekle çoğaltılabilecek genel isimlendirme. Hayvan demedim mesela, aslında o insanın da üstündeki ad. Yani tümelden hareketle; Varlık-Canlı-Hayvan-İnsan-Erkek ve “ben.” Tüm bu sıranın en sonunda ki “ben” tüm üstündeki adlandırmalardan pay alıyor. Bütünün parçası. “Ben” isimlendirilebiliyor, toplum içinde daha rahat tanımlanabilmek adına, ama “ben” Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma demeyerek “ben” diyerek yazıya devam edeceğim. “

Ben, düşünen bir varlığım, düşündüğünün üstüne düşünebilen bir canlı, düşündüğünün üstüne düşündüğünü ortaya koyma yeteneğine haiz bir insan. Hayvanlık kısmım iç güdüsel hareketlerimle, erkeklik kısmım da üremedeki rolüm ile ortaya çıkıyor.

Düşünebilen “ben” idrak ediyor. İdrak düşünmeyi daha karmaşık hale getiriyor ve yeni idraklar ortaya çıkıyor, böylece düşündüğümün üstüne düşünmüş oluyorum. Bunu ortaya çıkarma yetisi tamamen “ben” e ait bir olgu.

Buraya kadar enteresan bir şey yok. Her şey en temel anlamı ile. Şimdi, hayvandan gelen insan, diğer canlılardan kendini ayırıp başlıca bir dal haline getirmiş. Hareket kabiliyetli canlılara da – hayvan – ismini uygun görmüş. Peki, insan dışındaki hareket eden canlıları bizde bu isimle belirtelim. Yani; maymun, kuş, kedi yerine bunların geneline verilen ismi kullanarak hayvan diyerek geçelim.

Her canlının ortak özelliklerinden biri kendi cinsiyle birlikte yaşayabilmesi. Maymun maymunla,kedi kediyle, insan insanla vs. Hayvanların bir aradalığına sürü, insanların bir aradalığına toplum diyoruz. Ne oluyor, insan toplumu oluşturmuş oluyor. Şimdi “ben” bu noktada toplumun bir parçası, onu oluşturan öğelerden biri oluyorum. “Ben” doğumundan itibaren yaşadığı toplumu oluşturan değer yargıları ile yüklenmeye başlıyor ve tam manası ile onun bir parçası oluyor. Güzel…

Düşünen insan fiziksel görme yeteneğinin dışında bir görme yeteneğininde sahibi, bu da fikir denilen olguyu ortaya çıkartıyor. Fikrin söylenmesi de zikir adını alıyor. Çizilmesi; resim, yazılması; yazı vs. kabaca böyle.

Ya…

İşte böyle…

Şimdi ne olacak.

“Ben” toplum içerisinde, toplumun değer yargıları ile büyür, düşünmeye başlar, düşündüğünün üstüne düşünmeye de başlar hatta bunu ortaya koyma yeteneği gelişir, kendi fikri oluşur ve topluma ters düşer. Yaş 25. “ben” sıçar…

Burada ki sıçma, yediklerinin posasının dışarıya atılması değil, bu argo, açıklaması, ne yapacağını bilemez. Kendine ait bir dünya oluşturmak ister ama başaramaz. Boku yer… Bu da simgesel, ne yapacağını bilemez anlamında.

“Ben” toplumun en küçük parçası olarak başladığı yolculuğa, toplumdan ayrı fikirler edinimi ile devam eder, eder mi? Bazı “ben” ler eder, bazı “ben” ler edemez. Buradan bir sonuç çıkartmamız kaçınılmazdır. Demek ki toplum yaşayan bir organizmadır. Yaşayan her organizma, bizim bilimimizin müsaade ettiği ölçüde bilebildiğimiz bir fikir geliştirme süreci yaşar ve fikir geliştiren her organizma, anti yapısını da içinde yaşatır. Gelişen fikirler bir biri ile ortak bir sonuca varmak durumunda değildir. Fakat ortak fikirlerin olduğu bir ana yol oluşturulabilir, tali yollarda seyreden “ben” ler herkesin kullandığı alanları ortak fikirler doğrultusunda kullanabilir.

Ortak alanın içini tüm alanlar için doğru kabul etmek yanıltıcı ve de gelişimi önleyici bir durumdur. Toplum bir aradalığını sağlamaya çalıştığı ortak alan yollarını fiziki kurallar ile belirlemesi gerekir. Zihinsel kurallar tali yolları yok edecektir. Yok etmek, genişlemeyi durdurmaktır. Zira “ben”ler farklı farklı fikirler ile bir arada yaşayabilmeli ve büyüdükçe, yeryüzünü küçülte bilmelidirler. Toplumu, sürü haline getirmeye çalışan güdücüler her dönemde olacaklardır. “Ben” çok güçlü bir kavramdır ve her dönemde kazanır.

Barış Tolga Çoruh, 2002 – Erenköy

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.