Tais | Anatole France

Yazar: Anatole France

Orijinal Adı: Tais

Türkçe Adı: Tais veya Thais

Çeviri: Nazan Danişmend

Yayınevi:  Semih Lütfi Erciyas Suhulet Kitapevi – 1938

1938 yılı basımı bir çeviriden okuduğum kitaptan vakti zamanında bir çok not çıkartmışım. Özellikle bilmediğim kelimeler için baya zaman ayırmışım. Bazılarını buradan da paylaşacağım.

Erdem nedir? Haz nedir? Etik nedir? Tanrı var mı? Felsefe tarihinde çokça sorulmuş ve bir çok filozof tarafından karşılığı bulunmaya çalışılmış olan soruları, bu kez de yazar soruyor ve felsefi bir romanla bize cevap vermeye çalışıyor.

Pafnüs (Papnuce) isimli dağ keşişinin aşka yakalanması (fahişe İskenderyeli Tais (Thais) ve geçirdiği buhranların tüm yorumunu tanrıya dayandırması üzerinedir. Pafnüs, fahişe Tais’i dine davet eder fakat sonra anlar ki yeryüzünde ve edebiyette Tais dışında her şey boş ve anlamsızdır. Hatta aşkına kavuşamadıktan sonra Tanrı’nın bir anlamı var mıdır?

1938 baskısı çok fazla eski kelime olması sebebi ile çok zor okunuyor. Anatole France’in dilide zor bir dildir. Felsefe ile yoğrulmuştur. Cümleler art anlamlar taşır, belli bilgilere sahip olmazsanız kitaplarından zevk alamazsınız.

Kitaptan aldığım notlar:

Zünnar: Papazların bellerine bağladıkları kuşak.

Habis: Kötü, alçak,pis, soysuz.

İrşad: Doğru yolu gösterme, uyarma.

Mugayir: Aykırı, uymaz,başka türlü

Sayfa 76, “Eğer gözlerin insan vücudunun sakil manzaralarına alışmış olmayıp ta eşyanın mistik manzarasını görebilseydi, sen şimdi beni Tanrı’nın dağ başında Hz. Musa’ya gösterdiği çalı yangınından ayrılmış bir dal şeklinde görürdün; Tanrı bu manzarayı Musa’ya hakiki aşkı, insanı yarattığı halde yok etmeyen ve söndükten sonra faydasız küllerle kömürler bırakmayıp her hulul ettiği cismi en güzel kokularla edebi surette tatir eden hakiki aşkı öğretmek için göstermiştir. “

Sayfa 93, “Çünkü insan üç esastan mürekkeptir; biri maddi cisim, biri cismi latif olan ruhu ve biride her türlü fesat ve inhilâlden masun olan akıldır.”

Sayfa 97-98, “Senin iman ettiğin Allah’ın Dünya’yı yarattığını biz de biliyoruz, Markus. Her halde bu yaratış onun mevcudiyetinde büyük bir buhran teşkil etmiştir. Allah bu işe karar vermeden evvel ezelden beri mevcuttu. Amma haksızlık etmiş olmamak için şunu da söyleyim ki onun bu vaziyeti her halde çok müşkül bir vaziyetti; Çünkü Allah ekmeliyetini muhafaza için hiç bir şey yapmamak mecburiyetinde olmasına mukabil, kendi mevcudiyetini kendi kendine karşı ispat etmek istediği taktirde mutlaka bir şey yapmak mecburiyetindeydi!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.