MerhumE | Murat Uyurkulak

“Bir gün, öyle bir an geldi ki kötü biri olmaya karar verdim. Taştan bir kalple kurtulurum sandım ama çok geçti artık, tüm vakitlerin sahibi silahına benden önce davranmıştı. Şahane bir tebessümle bastı tetiğe, kurtulamadım, günaha girdiğimle kaldım.”

Tol ve Har gibi son dönem edebiyatımız kalbur üstü romanlarının yazarı Murat Uyurkulak’ın April Yayıncılıktan çıkan 320 sayfalık son romanıdır, kitap.

Merhume

Tol ve Har romanlarının hayranı olarak, heyecan verici bir ilgi ile okumaya başladım kitabı. Aslında o iğrenç kapak tasarımı pekte alınası bir kitap olmadığı yönünde bir ipucu veriyordu. Tabi ki sadece bir kapağa bakarak kitap alacak değilim, kararlarımı bu şekilde almıyorum ama insanı etkilediği de muhakkak. Yazar olsam izin vermezdim bu kapağa. Daha sonraki basımlar da değişti zaten. Neyse…

Hiç lafı dolandırmadan söylemeliyim ki “Merhume” yi sevmedim. Hele son bölümü olmasa açık açık kötü bile diyebilirdim. Kitabın başlangıçtaki dili beni çok şaşırttı, Murat Uyurkulak’ın önceki kitaplarında kullandığı, esprili, yaratıcı, etkileyici dil yerine giriş cümlesi dışında, vasat bir roman yazarını okuyormuş hissiyatı ile başladı kitap ve son bölüme kadar böyle geldi. Yazarın bilinçli bir tercihi midir bilemiyorum, zira son bölümde aslında neden böyle hissettiğimizi anlıyoruz. Nispeten etkileyici bir son olduğu için tadını kaçırmaması adına yazmayayım.

Yazarın edebi dili kuvvetlidir, öyle gördük, bu kuvvet kurduğu cümlelerin şiir gibi etkileyici yanların olmasından gelir, altını çizdiğiniz, ezberlemek istediğiniz bir çok cümle seçebilirsiniz. Merhume’de de bu tarz cümleler var, var tabi ki ama o kadar çok siktir git, o kadar çok bel altı kelime, o kadar çok bel altı cümle, olay, karakter var ki, bu etkileyici cümleler bunların içinde kaybolup gidiyor, ciddiyetini, vuruculuğunu yitiriyor.

“…bir müddet sonra yoruldu, nefes nefese sustu; senelerce bayat bir suskunluğun, sırtı hepten nasır bağlamış hamalı oldu.”

Kitapla ilgili bazı eleştiriler okudum, hepsi Uyurkulak’ın politik tarafından kaynaklı övme çabaları gibi duruyor zira kendi adıma beklentinin altında bir roman, dil olarak çok kaba ve gereksiz şiddet, cinsellik eğilimli, akışın takip edilmesi zor, ortasına kadar gelip, kim kimdi, ne oluyor durumu yaşanıyor, sonu olmasa vasat yazar geçerdim. Yazarın hem eski romanlarına hem duruşuna hayran olmam alelacele, para kazanmam lazım kabilinden yazılmış gibi duran bir roman okuduğum fikrini değiştirmiyor.

İşinizi kolaylaştırmak adına şöyle bir karakter bilgisi bırakayım, kişilere önceden vakıf olunursa okuması belki daha kolay olur.

Evren Tunga: Ölmeden önce sevdiklerini kurtarmaya çalışıyor.

Hilmi Şerbet: Hafiye

Davut Vahdet: Hilmi Şerbet’in ortağı

Alper Kenan Kaldıran: Evren Tunga’nın bir şeyi, polisiye roman yazarı ve hafiye

Suna Kaldıran: Alper Kenan’ın karısı. Kayıp.

Gülsüm Tunga: Evren Tunga’nın annesi, fahişelik yapmış.

Yusuf Sertoğlu: Eski yazar, ayyaş…

Bir roman başlı başına yeni bir dünya, yepyeni hayatlar, bu hayatların içinde ki büyüleyici hikayeler bütünüdür. Var olduğumuz hayat dışında yeni hayatlar yaşıyormuş hissiyatımızı besler, varlığımıza varlık katar. Bu bağlamda farklı bir deneyim olarak bir kenara konulabilir. Kendi adıma zaman geçtikçe bir kez daha elime alıp okumalıklar listesinde yer almayacak.

Barış, Mayıs 2022

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göster
Gizle