Adile Naşit (17 Haziran 1930 – 11 Aralık 1987)

Gerçek ismi ile Adela Özcan, sinema, tiyatro oyunculuğun yanında televizyon programları da yapmış biridir.

Mesleği baba mesleğidir Adile Naşit’in. “Tiyatro tutkusu babamdan gelen bir tutkudur.” deyişi bundandır.

İstanbul’un Fatih ilçesinde, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın yaptırdığı külliye zaman içinde şehrin ticaret merkezi olması ile birlikte özellikle Ramazan aylarında bir eğlence merkeziydide. Direklerarası olarak tanımlanan bu noktanın ünlü komiği Naşit Bey, tüm yeteneklerini kızına da aktarmayı başarmış bir baba. Anne tarafından da sanat akar Adile Naşit’in damarlarında zira Amelya Hanım’da tiyatro oyuncusudur.

Adile Naşit öylesine içtenlikle anne karakterlerini canlandırmıştır ki 1985 yılında Yılın Annesi seçilmiştir. 1966 yılında 16 yaşındaki oğlunu kaybetmiş olan sanatçı içindeki tüm sevgiyi bu ülkenin çocuklarına vermeyi başarmış biridir. İsmi anıldığı anda “kuzucuklarım” lafı gelmez mi kulaklarımıza.

1944 yılında figüran olarak yer aldığı bir oyun ile başlayan sahne hayatı ömrünün sonuna kadar sürecek bir maceraya dönüşecektir. Kaderin ağlarını nasıl ördüğü çok muallaktır muhakkak. Daha 14 yaşındaki bu ilk rolünde bir oyuncunun hastalanması ile anne olarak oynamak durumunda kalması kaderin bir oyunu değilse nedir ki!

Tiyatro kariyeri dönemin karmaşasına da uygundur. Zira bir şeyler yapmaya çalışan sanatçılar, yokluk ve desteksizlik içinde var etmeye çalıştıkları tiyatro salonlarını sürdüremez. Sonra yeni bir topluluk oluş, döngü böyle devam eder. Adile Naşit’te Halide Pişkin’in grubunda, Muammer Karaca’nın tiyatrosunda, Aziz Basmacı ve Vahi Öz ile birlikte kurdukları toplulukta, 1954’te tekrar Muammer Karaca Tiyatrosu’nda, Eşi Ziya Keskiner ve ağabeyi Selim Naşit Özcan ile birlikte kurdukları Naşit Tiyatrosu’nda en sonda Gazanfer Özcan – Gönül Ülkü Tiyatrosu’nda çalıştı.

Sinemaya girişi her ne kadar 1947 yılında Seyfi Havaeri’nin yönettiği “Yara” filmiyle olmuşsa da tiyatro aşkı beyaz perdeye baskın gelmiş ve 1970’lere kadar pekte bir şey yapmamıştır. Beyoğlu Güzeli, Canım Kardeşim, Oh Olsun gibi Ertem Eğilmez filmleri ile yoğun olarak başlayan kariyerinde 1975 yılına 14 film sığdırır. 1976’da Atıf Yılmaz’ın yönettiği Hülya Koçyiğit ve Uğur DÜndar’ın oynadığı “İşte Hayat” filmi ona Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü kazandırır.

Sen bizim kalbimizin anasısın Hafize Ana

Ve hepimizin kalplerini sıcacık yapan belki de Adile Naşit olarak değil de Hafize Ana diye tanımamıza neden olan “Hababam Sınıfı” filmlerinde ki “Hafize Ana” rolü. Haylaz çocukların fedakar anası. Bu rol filmin içinde öyle çok göze batacak bir rol değilken, öylesine başarılı bir şekilde oynar ki, artık Kel Mahmut, İnek Şaban, Güdük Necmi, Damat Ferit neyse Hafize Ana’da odur. Onsuz bir Hababam Sınıfı düşünülemez.

Bizim Aile, Gülen Gözler, Neşeli Günler, Gırgıriye, Hanzo, Tosun Paşa, Süt Kardeşler, Şabanoğlu Şaban, Kibar Feyzo daha niceleri. Bir yan karakter olarak öylesine akılda kalıcı jest ve mimikleri vardır, öylesine insanın içine işleyen ağlaması, öylesine insanı alıp götüren gülmesi vardır ki başrollerden çalar ünü. Turşucu anamızı kim unutabilir, Münir Özkul ile karı koca olmayı öyle başarmışlardır ki, gerçek hayatta evli olmadıklarına kimi inandırabiliriz.

Sinema kariyerinin tamamını merak edenler buradan inceleyebilir…

TRT’de 1980 yılında Uykudan Önce isimli çocuk programı yapar Adile Naşit, Masalcı Teyze olarak. Benim gibi çocukluğu bu senelere denk gelen şansılar için. Şimdiki çocuklara nasıl üzülmeyeyim ki, bize televizyonda masal ve öykü anlatan bir teyzemiz vardı. Şarkılar yapan, Dünya’yı gezdiren Barış Amcamız vardı. Neyse şanslı bazı açılardan çok şanslı çocuklardık.

“Evet, daha büyüğünü yaşamadım. Biz ana, baba, çocuk değildik. Üç tane dosttuk. Güzel bir arkadaştık. Ölümüne hazırlamıştık biraz kendimizi. Açık kalp ameliyatıydı geçirdiği. Ve yaşayamadı. Ondan sonraki beş sene benim için inanılmaz acılarla dolu. Elbette Ziya Bey için de. İşte sonra kuş, köpek, bebek böyle oyuncaklara tutkun olduk. Balıklar yaşadı, köpek kör oldu, çiçekler büyüdü böyle gidiyor yaşamın geri kalan kısmı.”

Ahmet’ini kaybettikten sonra yaşadığı acıyı nasıl anlayabilir ki, ekranların karşısında hepimizi “gıdgıd gıdak”lı ağlaması ile gülmekten yerlere yatıran kişi kendi trajedisini içinde yaşamıştır. Öylesine bir birikme ki bu bu büyük ustayı henüz 57 yaşında kanserden aramızdan ayırmıştır. “Komşuya gider sende bayat ekmek var mı? Köfte yapacağım lazım derdim, bırakın köfteyi evde yiyecek bayat ekmek olmazdı” Ah be Adile Teyze, bu kadar oyun, sinema filmi, televizyon… Sizler nasıl insanlardınız içten, samimi, işlerinin ehli, halkın kendisi… Şimdinin zibidileri milyonlar kazanıyor da daha gözleri doymuyor, çalmaya çırpmaya çalışıyor.

Aramızdan bir Adile Naşit geçti. İyi ki var oldu. Her attırdığı kahkahaya, her akıttırdığı göz yaşına minnettarım.

Barış, Temmuz 2022

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Göster
Gizle