The Witcher (2019 – )

Creator: Lauren Schmidt

Yönetmenler: Alik Sakharov (3 Episodes), Charlotte Brändström (2 Episodes), Alex Garcia Lopez (2 Episodes), Marc Jobst (2 Episodes), Edward Bazalgette (2 Episodes), Sarah O’Gorman (2 Episodes), Geeta Patel (2 Episodes), Stephen Surjik (2 Episodes)

Senaryolar: Andrzej Sapkowski (16 episodes), Haily Hall (3 episodes), Declan De Barra (1 episode), Beau DeMayo (1 episode), Jenny Klein (1 episode), Sneha Koorse (1 episode),
Mike Ostrowski (1 episode)

Roman: Andrzej Sapkowski – Geralt of Rivia (Rivyalı Geralt)

Oyuncular: Henry Cavill, Freya Allan, Anya Chalotra, Mecia Simson, Mimi Ndiweni…

Benden: 8 / 10

Fantastik evrenin yaratılış ve sunuluş durumunu daha önce hem Yüzüklerin Efendisi hem de Game Of Thrones’da gördük. Bu iki sunuş öylesine başarılı bir şekilde gerçekleşti ki bunlardan sonra bu tarz kitaplar, diziler, sinema filmleri, oyunlar çok ciddi bir eşik ile karşılaştı.

Leh yazar, Andrzej Sapkowski’nin Geralt of Rivia (Rivyalı Geralt) kitap serisi aslında rüşdünü ispat etmiş, kült seviyesine erişmiş bir seri. Sapkowski’nin kitaplarında “Witcher”, yaratıklarla savaşan, çok iyi kılıç kullanan, mutasyon geçirmiş bir yaratık avcısı. Dizi de bu konsept üzerinden ilerliyor ve Rivyalı Geralt’ın maceralarını bize görsel olarak sunuyor.

Klasik bir Netflix görselliği ve akıcılığına sahip olan dizi, tabi ki emsalleri kadar başarılı bir yapım değil. Görsellik olarak başarılı dursa da özellikle oyunculuk olarak vasat seviyesini geçemiyor maalesef.

“Hayata olduğu gibi, savaşa da tamamen hazırlıklı olmak her zaman imkansızdır. Kılıcını yakın tut ve hareket etmeye devam et.”

Her ne kadar dizinin başrolünde son Süperman Henry Cavill olsa da ben oyunculuklar konusunda tatmin olmadım.

-İnsanlar sana da canavar diyor onları neden öldürmüyorsun?
-Öldürürsem, dedikleri şey olurum.

1. Sezon

Cadıların, büyücülerin ve bilumum envayı çeşit canavarın olduğu fantastik dünyada, bir mutant olan Geralt para karşılığı insanlara musallat olmuş olan canavarları öldürüyor. Böyle bir canavarı öldürme sahnesi ile açılan dizi, ilk izlenim olarak, çok güzel ilerleyecek umudu veriyor.

Bu umudunuzu görsellik anlamında da hiç boşa çıkartmıyor. Kitapları okuyanlar için gayet net ve anlaşılır gelen dizi, okumayanlar için karmaşık ve neyin ne olduğu belli olmayan bir hal alıyor. Bu cendereden de anca baya bir bölüm geçince çıkılıyor.

“Kaderin birbirine bağladığı insanlar birbirlerine sürekli rastlar.”

Farklı zamanlardan gelen hikayelerin birleşmesi, kafa karışıklığına neden olmuyor değil. The Witcher, zamansal döngüsüne alıştıktan sonra, her ne kadar fantastik evrende geçtiğini bilsek dahi, dünyanın pisliği, merhametsizliği, insan ırkının bitmeyen hırsı ve acımasızlığına kendimizi alıştırmamız da zaman alıyor. Karanlık bir atmosfer tüm diziye sirayet ediyor. Bu sirayet aslında dizinin en güçlü yanı denebilir.

“Bir kötülük ve diğeri arasında seçim yapmak zorunda kalırsam, hiç seçmemeyi tercih ederim.

İlk beş bölüme bakarak işin içinden çıkmak zor. Asıl bundan sonra başlayan anlaşılırlık sizi dizide tutacak ve merakınızı cezbedecektir. Olayları ve karakterleri tam olarak anlamamız sanırım 2. sezonda daha rayına oturacaktır.

“Bazen bir çiçek, sadece bir çiçektir ve bizim için yapabileceği en iyi şey ölmektir.”

İyi çekilmiş savaş ve dövüş sahneleri ile müzik diziyi pekala izlenir kılıyor. Merak duygunuzu canlı tutuyor. Çok fazla kötü dizi olduğu düşünüldüğünde The Witcher gayet izlenilesi bir dizi haline geliyor. Merakla 2. sezonu bekliyorum.

“Kötülük kötülüktür. Küçük, büyük, orta, hepsi aynı.”

Barış, Mart 2020

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.