La Casa De Papel

Creator : Alex Pina

Başrol:  Úrsula Corberó, Itziar Ituño, Álvaro Morte,Pedro Alonso, Alba Flores, Miguel Herrán, Jaime Lorente, Esther Acebo, Darko Peric, Paco Tous, María Pedraza, Roberto Garcia…

IMDB Puanı:  8,6

Benden:  9,1

Türkçesi:

Bölümler ve Yönetmenleri :

Dizi orjinali İspanya yapımı olduğu için, Netflix’de yayınlanmaya başladıktan sonra eski bölümlerden ekleme ve çıkartmalar uygulanmıştır. Yönetmenleri şu şekilde belirtelim:

Jesús Colmenar…(5 episodes, 2017)

Alex Rodrigo…(5 episodes, 2017)

Alejandro Bazzano…(4 episodes, 2017-2018)

Miguel Ángel Vivas…(2 episodes, 2017)

Javier Quintas…(1 episode, 2017)

Ben diziyi Netflix’de yayınlanmaya başladıktan sonra izledim.  İlk 2 sezondan sonra 3. sezon’da yeni yayınlandı ve 4. sezonu beklemeye başladık.

  1. ve 2. Sezon’un hikayesi şöyle;

Her biri kod adı olarak bir şehir ismini seçmiş olan 8 soyguncu ve bu soygunu yöneten Profesör ile sıra dışı bir soygun hikayesi. Aslında soygun denebilir mi onu da bilmiyorum, zira soygun bir yerden veya birinden çalınana maddi değer iken burada mükemmel işlenmiş bir plan ile girilen İspanya Darphanesi ve kalınan süre içinde basılan 2.4 Milyar Euro var.

Tokyo, Rio, Nairobi, Helsinki, Oslo, Berlin, Moskova ve Denver…

Profesör’ün adım adım yönettiği, ince planlarla işlenmiş bu soygunu yaşarken aynı zamanda, soygunun nasıl planlandığını, takma adıyla tanıdığımız kişi tıpkı klasik soygun hikayelerinde olduğu gibi çeşitli yeteneklere sahip, birbirini karakterlerin geçmişlerini, polisle ilerleyen pazarlığı ve heyecan düzeyi hep yüksek Profesör’ün aşk macerasını izliyoruz.

La Casa De Papel müzik seçimleri ile de dikkat çekiyor. Cecillia Krull tarafından seslendirilen My life is Going on

ve ülkemizde Grup Yorum’un söylediği Çav Bella (Ciao Bella) şarkısı da Berlin ve Profesör’ün birlikte söylediği duygusal sahne ile yeniden parladı denilebilir.

Dizinin kıyafet ve maskeleri de simgesel olarak düşünüle bilir. Dali maskeli soyguncular, zamanının en deli dolu insanını seçerek standarta karşı farklılık diyorlar. Kırmızı kıyafetler ile de özellikle Berlin karakteri etrafında sosyalizme bir gönderme yapıyorlar.
Aslında modern Robin Hood demek isterdim ama zenginden alıp fakire verme durumu yok burada, işin ilginç tarafı kimseden çalmama durumu var. Zira bir darphane ve çaldıkları paralar henüz basılmamış, kimseye ait olmayan paralar.
 
1 ve 2. sezonda darphane de yapılan bu soygunu, polis ile pazarlığı, rehineler ile soyguncular arasında ilişkileri, soyguncuların birbirleri ile olan ilişkilerini ve profesörün dahiyane planının ince ince işlenişini, heyecan düzeyi sürekli artarak izliyoruz. 
 
Güzel diyaloglarında yaşandığı diziden bir kaç örnekte verelim. 
 
“Ceza kanunları, ülkelerin oyun kurallarıdır.”
“Sonuçta, her şeyin mahvolması için aşk iyi bir nedendir.”
“Tükettiğimiz şeyin kendimiz olduğunu fark ettim.”
“İnsan çökmeden önce kaç darbeye dayanabilir.”
 
Gelelim 3 ve 4. Sezon’un hikayesine;
 
Şuan Netflix’de güncel en çok izlenen listesinin 1 numarası 3. sezon, ve “tam anlamı ile hakkediyor” kişisel kanaatindeyim.
 
Darphaneden kazanılan paralar ile çok kıyak hayatlar yaşayan elemanlarımız başka başka yerlerde günlerini gün etmektedir. Fakat Tokyo artık yaşadığı yere sığmamaktadır haliyle başına bir şey gelecek ve yeni bir macera başlayacaktır. 
Profesörün satranç oyunu devam etmektedir ve tüm hamleler zaten düşünülmüştür. Anca beraber kanca beraber felsefesi ile bu seferde Merkez Bankası altın rezervine dalarlar. 
 
 
3. Sezonda geçmişe dönüşler, önceki sezonlarında ki gibi sık sık kullanılıyor. Bu geri dönüşler içinde Berlin’i görmek beni mutlu etti. Berlin, çok sevdiğiniz pis abi gibi, her türlü pisliği yapabilecek tip olsa da vazgeçemeyeceğiniz hep çok sevdiğiniz insan. 
 
 
Bu sezonda farklı şehir isimleri ile farklı karakterlerde diziye ekleniyor, bunlarda işlerinin ehli insanlar. Bu bölümde biraz daha işlerin uçuk olduğunu söylemek lazım. Fakat artık bu adamların 2,4 Milyar euroları var bunu da unutmamalıyız sanırım ya da en iyisi bırakın dizinin akışına kendinizi olayın tadını çıkartın.
 
Dizinin Arturo Roman’ın konuşması ile başlaması bana çok manidar geldi. Özellikle geçmiş bölümlerde ki en uyuz karakterlerden birinin bir halk kahramanına dönüşmüş olması ve insanların ona büyük hayranlıkla sahip çıkmaları, popüler kültürün sanırım en büyük eleştirisi. 
 

Türkçe video bulamadım ama bu sumunundan birkaç fotoğraf paylaşayım. 
 
 
Aslında doğruyu söylüyor ama kimse farkında değil 🙂 
 
Gerçekten güzel gözlemler ama bunları kim söylüyor. Gerçekten kim kahraman, kim onurlu, kim cesur…
 
 
 
 
 
 
 
ve bam! 
 
 
İşte böyle, bizim anti kahramanlarımız bir şeylerin esiri olmamak adına, buna herkesin delirdiği para da dahil, yeniden bir aradalar ve temel neden kardeşlik bağı …
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.